5 Nisan 2011 Salı

Neden Uzakdoğu Görsel Sanatı?

Merhaba,

Çok uzun zamandır sinema ve dizilerle çok haşir neşir olduğum; bu anlamda muazzam bir arşivle kendimi büyük bir hayal gücü dünyasında bularak farklı rüyalara gittiğim söylenebilir. Bir yapıt hayal gücünüzü ne kadar harekete geçiriyorsa etkilenme katsayınız o kadar artıyor. Bağımsız filmleri, Hollywood’u, Uzakdoğu filmlerini, Bollywood’u ve aklınıza gelebilecek her farklı bölgeyi göz önüne aldığınızda ruhumu ve özümü Uzakdoğu filmlerinde bulurum. Örneğin birçok Hollywood filminde bir miktar yapaylık salgılanırken ve duyguların ifade edilişi kendi içimizden biraz ayrıkken, Uzakdoğu filmlerinde, özellikle Güney Kore görsel sanatlarında büyük bir doğallığın, samimiyetin ve saflığın içinde yüzerken bulursunuz kendinizi.

Neden daha çok severim ki Uzakdoğu filmlerini?

Belki de bahsi geçen duyguların daha bir bizden, daha bir içsellikten geliyor olmasındandır. Yüzyıllar boyu Doğu kültürünün egemenliğinde şekillenmiş ruh parçacıklarının, İslam, Budizm, Konfüçyüs, Shinto, Zen ve her çeşit mistik bakış açıları ile beslenip duygunun daha saf ve daha içtenine ulaşması bizi bir parçamıza ulaştırıyor. Soğuk ve maddiyatı daha ön planda gören toplulukların bazı üyelerinin sergileyeceği soğuk edebi görsellerle, bizden olanların aktaracağı düşünceler “duygusal” bazda aynı etkiyi vermeyecektir. Korku filmlerinde bile arada bariz bir fark olacaktır. A Moment to Remember (Nae Meorisokui Jiwoogae) ile Titanic arasındaki farkı bile burada anlarsınız. Bir tarafta milyonlarca dolar harcanarak bir efsane tadında olduğu söylenegelen Titanic, diğer tarafta ise oldukça mütevazı bir bütçe ile yerküreye fırlatılan, insanoğlunun yaşamı boyunca görüp görebileceği en muhteşem sanatlardan biri. Belki de bundandır.

Şu ana kadar yüzlerce Uzakdoğu filmi izlendi ve daha izlenmek üzere yüzlerce sinema daha duruyor. 60-70 kadar da Uzakdoğu’dan (daha çok Güney Kore odaklı) dizi izlenmek üzere arşivimde yer almaktadır. İçine düştüğümüz ve düşeceğimiz dipsiz duygu kuyuları ve mistik bakış açılarının egemenliğindeki bu görsel sanatın bizlere verebileceği ilhamlar, umarım sizlere paylaşılmış hisler olarak geri dönecektir. Zaman bize izin verdikçe. Ve de İlham perileri..

The Man From Nowhere (Ah Jeo Sshi) 2010


Filmin Adı: The Man From Nowhere
Orjinal Adı: Ah Jeo Sshi
IMDB Puanı: 7,8
IMDB Linki: http://www.imdb.com/title/tt1527788/
Yönetmen: Jeong-beom Lee
Yıl:2010
Ülke: Güney Kore
Tür: Aksiyon, Dram, Gerilim
Torrent



2010 yılı Güney Kore sineması açısından epey güzel geçti kanımca.Onlarca film çekildi, onlarca farklı senaryolar üretildi ve biz sinema severlerin beğenisine sunuldu.Blog'da epey bahsedeceğim 2010 filmlerinden.

Bu blog'a ilk olarak son dönemlerde gerçekten çok sevdiğim ve etkilendiğim, defalarca izlesem bile bıkmayacağım türde olan bu güzide film ile başlamak istedim.

Sinema severlerin, özellikle Güney Kore Sineması'na ilgi duyanların muhakkak izlediği, en azından haberdar olduğu bir film ''The Man From Nowhere''.


Film'in konusu hakkında kısaca bilgi verecek olursam, başrol oyuncumuz Bon Win rehine dükkanı sahibi, yalnızca 10 yaşındaki komşusu olan küçük kız ile arkadaşlık yapan kendi halinde bir adamdır.Küçük kız ise Annesi ile yaşamasına rağmen annesinin ilgisizliği ve de uyuşturucu bağımlısı olması nedeniyle başı boş dolaşan, umursanmayan ve de okula bile gitmeyen sevgiye muhtaç bir çocuktur.Annesi dansçı olarak çalıştığı bir bar'da bir uyuşturucu takas işine karışır ve olaylar bundan sonra gelişmeye başlar.

Bir nevi Anne kendini ve de küçük kızın hayatını tehlikeye atmıştır.Kendisine ait olmayan uyuşturucuyu asıl sahibi olan Mafya üyelerinden kaçırmıştır.Mafya lideri ise adamlarına 3 gün mühlet vererek, malın bulunmasını emreder.Bu noktadan sonra adamlar Kadın'ın malı aldığını ve de bir çanta içerisinde malı rehine dükkanına verdiğini kameralardan tespit ederek, dükkanı basarlar.Bu arada adamlar malı almalarına rağmen kadını ve kızı rehin alarak başrol oyuncumuz Bon Win'i karşılarında bulurlar.Özellikle küçük kız için girdiği bu mücadelede sürpriz hayatlarla, olaylarla ve en önemlisi acımasız, insanlara değer vermeyen mafya bozuntuları ile karşılaşır Bon Win. Artık gerisini anlatmayayım, bu noktada film'i izlemeye başlayın derim :)


Film için özellikle belirtmek istediğim iki nokta var.Birincisi başrol oyuncuları olan ufaklık Sa-Ron Kim ve Bon Win'in olağanüstü performansları, ikincisi ise hiç bir şekilde dramatize edilmeden bildiğimiz bir öykünün izleyiciye aktarılma şekli.Ufaklığın ikinci filmi olması ve de bu yaşta böyle oyunculuk sergilemesi adeta ağzınızı açık bıraktırıyor. İlk filmi ''A brand new life'' 'da ki performansını bilmeyenler için o filmi de önerebilirim.Ne kadar durağan bir film olsa da sırf ufaklığın performansı için izlenmesi gereken filmlerden birisidir.

Velhasıl kelam, sürekleyici, aksiyon sahnelerinin belli bir dozda ve de başarılı olduğu, buram buram dram kokan sahneler için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir başyapıt.İki sahnesinde gözümden yaş geldiğini hatırlıyorum :)

İyi seyirler.

Benim puanım 9/10.Torrent

3 Nisan 2011 Pazar

Çekik gözlülere hastayız!

Selamlar,

Bu blog, ''artık şu izlediğin uzakdoğu filmleriyle ilgili bir blog açsan da, biz de oradan takip etsek'' şeklinde üzerime üzerime gelen, arkadaşlarımın ısrarları neticesinde açılmıştır.

Özellikle son bir yıldır deli gibi Güney Kore ve Japon sineması ağırlıklı bir izleme profilim olduğu için kıyıda köşede kalmış, izlenmeyi hakeden, bu sinemayı ''sıkıcı'' bulanlara inat, favorilerimi ya da gerçekten uzak durulması gerektiğini düşündüğüm çoğu filmi paylaşma amacı ile ilerideki günlerde görüşmek dileğiyle...

Takipte kalınız.

Sevgiler.